Kocamın Mezarına Bırakılan
Adım Selma. Kocam Tarık'ı on ay önce bir trafik kazasında kaybettim. Yirmi yıllık evliliğimiz boyunca birbirimize derin bir bağla bağlı olduğumuzu sanırdım. Dünyam başıma yıkıldığında beni ayakta tutan tek kişi, kız kardeşim bildiğim Banu olmuştu. Banu'yla lise yıllarından beri ayrılmazdık; üniversiteyi beraber okuduk, gelinliğimi bile o seçmişti. Cenazede yanımda ağlamış, acımı kendi acısıymış gibi paylaşmıştı. Tarık’ın vefatından sonra tuhaf bir şey olmaya başladı. Mezarı ne zaman ziyarete gitsem, üzerinde taze bir beyaz gül buluyordum. Haftalarca bu gizemli ritüel devam etti. İçimde büyüyen merakla, bir Cuma sabahı güneş doğmadan mezarlığa gidip yaşlı bir ağacın arkasına gizlendim. Saat yediye yaklaşırken sislerin içinden bir silüet belirdi. Siyah bir kaban giymişti. Usulca yaklaştı, gülü bıraktı ve bir anda mezar taşına tutunarak sarsılmaya başladı. Şalı kaydığında gördüğüm yüz karşısında donakaldım. Bu kişi, yirmi yıllık en yakın dostum Banu'ydu! 'Neden?' diye fısıldıyordu Banu, sesi sabahın sessizliğinde hüzünle yankılanıyordu. 'Neden beni bırakıp gittin Tarık? Hani o gün her şeyi arkamızda bırakıp yeni bir hayata gidecektik? Selma'ya gerçeği anlatacaktın, hazırlıklarımız bile tamamdı... O kaza anında neden yanında değildim? Sensiz kendimi çok yalnız hissediyorum...' Duyduklarım zihnimde yankılanan bir uğultu gibiydi. Dünya etrafımda dönmeye başladı. Kocamın bana karşı dürüst olmaması kalbimde derin bir yara açmıştı. Ama asıl yıkım, bu gizli bağın en yakın dostumla kurulmuş olmasıydı. O kaza günü Tarık iş seyahatine değil, Banu ile bambaşka bir geleceğe adım atmaya gidiyormuş! Artık saklandığım yerde kalamadım. Kurumuş yaprakların üzerinde hışırdayan adımlarla ona doğru yürüdüm. 'Banu...' diye fısıldadım buz gibi bir sesle..Haberin ayrıntıları için diğer sayfaya geçebilirsiniz.
