İlk Karısının Terk Ettiği Kocamla Evlendim Ancak Garajda Bulduğum O Gizli Notla Kanım Dondu: "SANA YALAN SÖYLÜYOR!"

 

 

İki yıl önce eşim Demir ile tanıştığımda, hayalini kurduğum o mükemmel, şefkatli adamı bulduğumu sanmıştım. Hayatı oldukça zor geçmişti; on yıl önce ağır bir kazada bacağını kaybetmiş ve tam da o dönemde ikiz kızları dünyaya gelmişti. Bebekler henüz üç aylıkken ilk eşi, "Böyle bir hayata hazır değilim" diyerek onları terk etmiş ve sırra kadem basmıştı. Bir daha ondan hiç haber alınamamıştı. Demir o günden sonra kızlarını tek başına büyütmüş, onlara adeta bir süper kahraman olmuştu. Ben de bu güzel aileye tüm kalbimle dahil oldum ve kısa süre önce evlenip Demir'in evine taşındım.

 

 

 

Geçtiğimiz gün Demir kızları parka götürdüğünde, bahar temizliği için garajdaki eski eşyaları elden geçirmeye karar verdim. Üzeri örümcek ağlarıyla kaplı eski deri bir koltuğu dışarı sürüklemeye çalışırken, minderlerin arasına sıkışmış, isimsiz ve sararmış bir zarf buldum. Merakıma yenik düşüp açtığımda içinden çıkan o el yazısı notu okurken adeta nefesim kesildi:

 

 

 

"EĞER BUNU OKUYORSAN, BİL Kİ O SANA YALAN SÖYLÜYOR. KAZA GECESİ ASLINDA NE OLDUĞUNU BİLMİYORSUN. KAÇMAK ZORUNDA BIRAKILDIM. HİÇBİR ŞEY YOKMUŞ GİBİ DAVRAN..."

 

 

 

Okumayı bitirdiğimde ellerim buz kesmişti. Atacağım çığlığı kimse duymasın diye ellerimle ağzımı sımsıkı kapatırken, yıllardır güvendiğim o "mükemmel" kocamın sakladığı o korkunç, kan donduran sırrın tam ortasına düştüğümü anladım.

 

 

 

Titreyen parmaklarımla o sararmış kağıt parçasını hızla katlayıp kot pantolonumun cebine sıkıştırdım. Tam o saniyede dışarıdan Demir'in arabasının çakıl taşları üzerindeki o tanıdık tekerlek sesini duydum. Kalbim göğüs kafesimi parçalayacakmış gibi atıyordu. Notun son cümlesi beynimde bir alarm gibi çalıyordu: "Hiçbir şey yokmuş gibi davran..." Derin bir nefes aldım, yüzüme o sahte ama inandırıcı tebessümümü yerleştirdim ve garaj kapısından içeri giren ailemi karşıladım. İkizler, babalarının boynuna sarılmış, neşeyle kıkırdıyorlardı. Demir ise bana o alışık olduğum, içi sevgi dolu gibi görünen bakışıyla gülümsüyordu. O an, o gülüşün ardında yatan karanlığı hayal etmek bile midemi bulandırmıştı.

 

 

 

O akşam yemek masasında tam bir cehennem azabı yaşadım. Demir gününün ne kadar güzel geçtiğini anlatıyor, kızlar okuldaki maceralarından bahsediyordu. Ben ise sadece yemeğimle oynuyor, Demir'in anlattığı her kelimenin altında bir yalan arıyordum. Gece olup da herkes uykuya daldığında, Demir'in o düzenli nefes alışverişlerini dinleyerek yavaşça yataktan kalktım. Sessiz adımlarla tekrar garaja, o eski deri koltuğun yanına süzüldüm.

 

 Eğer o not oradaysa, mutlaka daha fazlası da olmalıydı. Yanıma aldığım maket bıçağıyla deri koltuğun astarını yırtmaya başladım. İçindeki süngerleri ve yayları ellerimle parçalayarak koltuğun derinliklerine doğru ilerledim. Sol köşede, ahşap iskeletin hemen altına bantlanmış küçük, metal bir kilitli kutu buldum. Kutuyu garajdaki alet çantasından aldığım bir levyeyle zorlayarak açtım. İçinde eski bir USB bellek ve ilk eşi Aylin'e ait küçük bir günlük vardı.

 

 

 

Günlüğün sayfalarını çevirdikçe, yıllardır bana anlatılan o "Süper Kahraman Baba" masalı yerle bir oluyordu. Aylin'in inci gibi el yazısıyla yazdığı satırlar, Demir'in aslında son derece kontrolcü, narsist ve tehlikeli bir sosyopat olduğunu haykırıyordu. Kazanın olduğu o geceyi anlattığı sayfa ise kanımı dondurdu.

 

 

 

Meğer o gece bir kaza olmamış. Aylin, Demir'in şiddetinden ve psikolojik baskılarından bıkıp kızlarını da alarak boşanmak istediğini söylediğinde Demir çıldırmış. Onu arabaya zorla bindirmiş ve o virajlı uçurum yolunda, "Benim olmayan hiçbir şey bu dünyada nefes alamaz!" diyerek arabayı bilerek bariyerlere doğru sürmüş. Kazada Demir bacağını kaybetmiş, Aylin ise mucize eseri sağ kurtulmuş. Ancak asıl kabus hastaneden döndüklerinde başlamış devamını okumak için diğer sayfaya geçiniz 

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.